OSMANLI’DA CEMİYETİN RÛHÂNÎ YAPISI
Osmanlı, temel harcını teşkîl eden müessirler bereketiyle birçok zaferlere nâil olmuş, târihe şan ve şeref dolu hâtırâlar hediye etmiştir. Bu müessirlerin en mühimlerinin başında da, hiç şüphesiz halkın ictimâî ve rûhânî yapısı gelmektedir.
Buraya kadar binlercesi içinden birkaç misâl sadedinde zikrettiğimiz Hakk dostları, arzettiğimiz gibi Osmanlı cemiyetini feyiz dolu himmet ve irşâdlarıyla bir ağ gibi örmüşler, böylece toplumda nice mümtaz şahsiyetler, gönül erleri ve gayb erenleri yetişmiştir. Bunlara, ümmî sıfatlı kimselerden ulemâya, ümerâdan askere kadar toplumun hemen her kesiminde rastlamak mümkündür. Dillerde “üçler, yediler, kırklar” gibi tasnîflerle ifâde edilen bu has kullar silsilesinin bilinen ve bilinmeyen nice örnekleri vardır. Bu örnekler ki, İslâm devletleri içinde en uzun ömre nâil olan Osmanlı’nın gazâ ve duâ ordularıyla gerçekleştirdiği muhteşem muzafferiyet ve mazhariyetlerin temelini oluştururlar.
Nitekim Osmanlı’da Edebali Hazretleri ile başlayıp devam eden ehlullâh silsilesinin cemiyeti irşâdı neticesinde gönüllere yerleşen îmân, ihlâs, istikâmet, tevekkül ve teslîmiyyet gibi mânevî hasletlerin bereketli tezâhürlerinden birini sergileyen “meyyit-zâde” hikâyesi meşhurdur. Bu ibretli hâdise, Osmanlı halkının mânevî yapısını ve gönül insanlarının derûnî âlemlerini aksettiren tipik bir misâldir.
Tevekkül ve Teslîmiyyetin Bereketi
